Hz. Muhammed’in Peygamber Olması

Peygamberimizin Doğuşu ile Vuku Olan Mucizeler

Peygamberimiz doğumundan önce ve doğumuyla birçok mucize gerçekleşmiştir.  O gece yeryüzünde bazı ilahi hadiseler gerçekleşirken aynı zamanda peygamberimiz de doğumunda bazı alametler sergilemiştir.

Peygamberimiz annesinden sünnetli ve göbeği kesilmiş bir şekilde doğmuştur. Peygamberimiz doğarken normal bebeklerin yere düşmeleri gibi düşmeyip ellerini yere dayamış ve başını semaya kaldırmış olarak dünyaya gelmiştir.

Peygamberimizin dünyaya gelişiyle bir yıldız doğmuştur ve Peygamberimizin Tevrat’taki alametlerini incelemiş olan Yahudi âlimler bu yıldızın doğuşunu Peygamber Efendimizin doğuşuna yormuş ve “Ahmed doğmuştur.” demişlerdir. Fakat Yahudiler, yeni peygamberin kendi nesillerinden değil de Arap kavminden olmasıyla ona iman etmeyi kabul etmemişlerdir.

Yeni bir yıldızın doğması, Habibullah’ın doğduğu gece yeryüzünde meydana gelen tek mucize değildir. O gece birçok olağanüstü olay meydana gelmiştir. Bu olaylardan diğerleri de şöyledir:

  • İran hükümdarı Kisrâ’nın sarayı sallanmış ve l4 sütunu yıkılmıştır.
  • Mecûsilerin (ateşe tapanların) tapındığı bin yıldır yanmakta olan ateş sönmüştür.
  • Kâbe’de bulunan putlar yere yıkılmıştır.
  • Sava Gölü’nün suyu çekilmiştir.
  • Semave Deresi taşmıştır.
  • O gece Kâbe’nin yakınında bulunan dedesi Abdulmuttalib’in kulağına gelen ilahi bir ses şöyle demiştir: “Şu anda oğlun Abdullah’dan bir çocuk dünyaya geldi. Onun varlığı âlemlere rahmettir. Çocuğun adını Muhammed koy.”

İlk Vahyin ve Peygamberliğin Gelişi

Hazret-i Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz, çocukluğundan beri üstün bir fazilet ve çok güzel bir ahlâk içinde yaşamıştır. Kavminin cahilliklerinden uzaktır. Putlara tapmanın manasızlığının hep farkında olmuştur. Hazreti İbrahim’in tek tanrı dini üzerine düşünmektedir. Peygamberimiz  “Ümmî” olup, kitap okumamış, yazı yazmamış ve kimseden ders görmemiştir.  Böylece onun üzerinde kimsenin hocalık hakkı olmamıştır. Çünkü o, bütün cihanın en büyük hocası ve âlimi olmaya adaydır. Peygamberimiz aklı, zekâsı, maddî ve manevî sağlığı ile her insanoğlundan üstün bir şekilde mükemmeldir.

 

Habibullah otuzsekiz yaşına girmişlerdir. Bir sene boyunca yoktan sesler duyup, nurlar görmüşlerdir. Bazen mübarek gözlerine melekler görünmüş, “Ya Muhammed!” diye seslenmişlerdir. Kendisine taşlardan ve ağaçlardan selam verilmiştir. Peygamberimiz bu hallerinden sadece Hazret-i Hatice validemize söz etmiştir.

Bu süreci takiben Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v), altı ay kadar süren rüyalar görmeye başlamıştır. Gördükleri rüyalar hep gerçekleşmiştir. Bu durumlar peygamberliğin bir başlangıcı gibi düşünülebilir ve Yüce Allah’ın vahiy suretiyle vereceği hükümleri ve indireceği Kur’ân âyetlerini kavrayabilmesi için Peygamberimize bir nevi alıştırma olmuştur. Vahiy gelmesi iyice yaklaşınca “Yâ Muhammed!” diye seslenen sesler çoğalmıştır.  Yaşadıkları bu haller üzerine Allah Resulü yalnızlık ve sükûnet aramaya başlamıştır.

Resullah sükûnet bulma yeri olarak Mekke’ye 5 km kadar uzakta bulunan Nur dağındaki Hira mağarasını tercih etmiştir. Burada tefekküre çekilmeye başlamıştır. Bazen Mekke’ye gelip Kâbe’yi tavaf etmiş ve evine dönmüştür. Bir süre evinde kaldıktan sonra bir miktar yiyecekle tekrar mağarasına tefekküre dönmüş ve hatta bazen burada günlerce kaldığı olmuştur. Bu günlerde de en büyük destekçisi olan Hazret-i Hatice yiyecek göndermiş ya da getirmiştir. Peygamberimiz zamanını Hz. İbrahim’in dini üzere ibadet ve dua etmekle ve kâinatın yaradılış sebebi ile hikmetleri üzerine derin derin düşünerek geçirmiştir.

610 senesi, Ramazan ayı geldiğinde 40 yaşına gelmiş olan peygamberimize müjdeli haber Hira mağarasında vahiy meleği Cebrail-i Emîn tarafından getirilmiştir.  Seher vaktine doğru Cebrail Aleyhisselam, insan suretinde Allah’ın Habibine görünerek hitap etmiştir. Bir anda mağarayı nur kaplamıştır. Peygamberimiz baygınlıkla uyanıklık arasında vahiy meleği Cebrail Aleyhisselam ile ilk defa konuşmuştur. Cebrail Aleyhisselam ona atlastan bir kap içinde bir kitapla Kur’an’ın ilk ayetlerini, Alak sûresini getirmiştir. Peygamberimize abdest almayı öğrettikten sonra “OKU!” demiştir.

Peygamberimiz “Ben okuma bilmem.” diye cevap vermiştir. Bunun üzerine Cebrail, Peygamberimizi nefesi kesilinceye kadar sıkmıştır.

Bir süre sonra Cebrail Aleyhisselam bırakıp Peygamberimize yeniden “OKU!” demiştir. Peygamberimiz okuma bilmediğini tekrarlamıştır. Be sefer Onu bir kez daha sıkıp bıraktıktan sonra demiştir ki: “Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı bir kan pıhtısından (embriyo) yarattı. Oku! Rabbin nihayetsiz kerem sahibidir. Kalemle yazmayı öğreten O’dur. İnsana bilmediğini O öğretti.” (Alak Suresi 1-5)

Peygamberimiz de bu ayetleri tekrarlamıştır. Cebrail Aleyhisselam ayrılıp gitmiştir. Peygamberimiz, kendisine geldiğinde az önce okuyamadığı o ayetler kalbine yazılmış haldedir.

Heyecan ve şaşkınlık içerisinde Peygamberimiz evinin yolunu tutmuştur. Yolda şaşkınlığı bir kat daha artmıştır. Çünkü ağaçlar, dağlar, taşlar ve hayvanlar “Esselamü aleyke ya Resulüllah!” diyerek kendisini selamlamışlardır.

Allah Resulü, eve döndüğünde titremeler içerisindedir. Hanımına; “Beni örtünüz! Beni örtünüz” diyerek yatağa girmiştir.

Bunun üzerine “Ey örtüye bürünen Peygamber! Kalk da kavmini Allah’ın azabı ile korkut! Rabb’ının adını yücelt. Elbiseni temiz tutarak, kötü şeyleri terk et.” emri gelmiştir. (el-Müddessir suresi, 1-5)

Peygamberimiz sakinleşince gördüklerini sadık dostu ve can yoldaşı Hazreti Hatice’ye anlatmıştır. Hz Hatice kendisine şöyle cevap vermiştir:

”Öyle deme. Allah’a yemin ederim ki, Cenab-ı Hakk seni utandırmaz. Sen akrabanı gözetir, işini göremeyen aciz kişilerin yardımına koşarsın. Fakire verir, fakiri kazandırırsın. Misafiri ağırlar, hak yolunda meydana gelen olaylarda halka yardım edersin.”

Ve “Sana Müjdeler olsun! Yüce Allah sana hayırdan başka bir şey yapmaz.” sözleriyle destek olmuştur. Sonra da onu Varaka’ya götürmüştür.

Varaka İbrani dilini ve önceki dinleri iyi bilen Haniflerdendir. Peygamberimizi dinleyen Varaka: ”Ya Muhammed sana müjdeler olsun. Allah’a yemin ederim sen Hz İsa’nın söylediği son Peygambersin. Gördüğün melek de Allah’ın Musa’ya gönderdiği Cibril’dir. Lakin her Peygamber kavmi tarafından eziyete uğrar.  Sana yardımcı olmak için genç olmayı isterdim. ” Fakat Varaka kısa bir süre sonra vefat etmiştir.

Nebilik ve Resullük

Gelen ilk vahiy ile Hz Muhammed Nebi olmuş, fakat başkalarına dini tebliğ etmek için görevlendirilmemiştir. Bu gelen  “Ey örtüye bürünen Peygamber! Kalk da kavmini Allah’ın azabı ile korkut.” vahyiyle kendisine ”Risalet” yani resullük verilmiştir. Böylece Peygamberimiz gerek kendi kavmine ve gerekse tüm insanlığa Hak dinini tebliğ etmek için görevlendirilmiştir.